30 Ağustos 2011 Salı

Genç Tebessüm Derneği

Yer
Hakkında
Genç Tebessüm Derneği
Açıklama
Tebessüm bir sadakadır sözünden ilham alarak çıkmış olduğumuz bu yolda, hayatın bir takım zorlukları karşısında tebessüm etmeyi özlemiş olan yetimlere,öksüzlere,gençlere,engellilere ve ailelelerine tebessüm etmek ve ettirmek için bir aradayız.
Ya sen?

Moskova'da 50 bin kişi sokakta namaz kıldı

Rusya’nın başkenti Moskova’da Merkez Camii’ye toplanan yaklaşık 50 bin kişi bayram namazı için sokakları doldurdu. Sabah erken saatlerde camide yer bulabilmek için yollara koyulan binlerce Müslüman bir kez daha namazlarını sokakta kıldı.

Moskova’da yaşayan 2 milyon Müslüman için yetersiz kalan beş camiye yenilerinin eklenmesi için çalışmalar sürüyor. Bayram namazı hutbesinde Rusya Müftüler Konseyi Başkanı Ravil Gaynuddin, Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin’in kendilerine Merkez Camii inşaatı ile ilgili sorunların giderildiği ve gerekli izinlerin çıktığı ile ilgili bilgiyi ilettiği müjdesini verdi. Hutbe sırasında müjdeyi alan inananlar sevinçten tekbir getirdi ve alkış tuttu.

Duvar kağıdından seccadeler üzerinde namaz kılmak zorunda kalan Tatar, Dağıstanlı, Başkır, Çeçen, Tacik, Türkmen, Özbek, Azeri ve diğer onlarca farklı milleten inananlara hitap eden Gaynuddin, camilerin yetersiz olduğunu, Sobyanin’in izni dolayısı ile de müteşekkir olduklarını söyledi. İbadet yerlerinin her zaman açık olduğuna değinen Müftü, “Hiçbir stadyum, fuar alanı ya da başka bir yer ibadethane olamaz. Müslümanlar Rusya’da misafir değil. Ülkemizin tarihi Ortodoks kiliseler, cami minareleri, sinagoglar ve diğer geleneksel dinlerin ibadethanelerin bir arada barış içinde yaşadığı tecrübelerle dolu” ifadelerini kullandı. Bayram namazı Rusya devlet televizyonları tarafından canlı olarak yayınlanırken, Federasyona bağlı Cumhuriyetler, hükümet üyeleri, Moskova belediye başkanı ve diğer Müslüman ülke temsilcilikleri Rusya Müslümanlarının Ramazan Bayramını kutladı. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı cami çevresinde temizlik, ses düzeneği, lavabo ve diğer ihtiyaçların karşılanması yönündeki hazırlıklar ibadetin daha düzenli yapılmasına imkan sağladı. Açık alanla birlikte 10 bin kişinin üzerinde inananın namaz kılabileceği Merkez Camii inşaatı eski tarihi cami ile birleştirilmesi çalışmalarında Moskova belediyesi ile devam eden sorunlar çözüldü. Moskova Belediye Başkanı Sobyanin Merkez Camii’nin mülkiyetinin de Rusya Müftüler Konseyi’ne devrini onaylarken, süresi dolan inşaat izni için de ek süre tanınmasını kabul etti. Sobyanin müjdeli haberi Rusya Müftüler Konseyi’ne bayramdan bir hafta önce iletti. Tarihi camide inşaat çalışmalarının 1 Eylül’de başlaması planlanırken, prefabrike olarak inşa edilen geçici camide inananlar bir süre daha ibadetlerini yapmaya devam edecek.

"RUSYA MÜSLÜMANLARI SİVİL BARIŞA KATKI SAĞLIYOR"
Rusya Müslümanlarının Ramazan Bayramı’nı kutlayan Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, “Ramazan ayının sona ermesi, manevi açıdan temizliğin ve vazifenin tamamlandığı anlamına geliyor. Bu değerler, barışseverliği ve insancıllığı sembolize ediyor. Toplumumuzda insanlar arasında karşılıklı anlayışa ve etnikler arası mutabakata katkı sağlıyor.

Bugün Rusya Müslüman toplumu, sivil barışın ve dinlerarası işbirliğin artırılmasında önemli katkıda bulunuyor, kendi aydınlatıcı eğitimiyle hoşgörü ve başka halkların temsilcilerine saygı bağlamında gençlerin eğitimine yardımcı oluyor. Geleneksel İslami değerleri yeniden topluma kazandırarak Rusya’nın çok boyutlu kültürünün muhafaza edilmesine hizmet ediyor. Bayramın bu mübarek günlerinde tüm Rusya Müslümanlarına sağlık ve mutluluk diliyorum! Her zaman evlerinizde huzur ve refah olsun.” ifadelerini kullandı.

“RUSYA MÜSLÜMANLARININ ÇALIŞMALARINI TÜM TOPLUM DESTEKLİYOR”
Rusya Müslümanları, zengin kültürlerine, tarihi ve dini geleneklerine dayanarak hem kendi cemaatlerinde hem de akraba ve yakınları arasında Ramazan Bayramı’nı geniş bir şekilde kutladıklarına değinen Rusya Başbakanı Vladimir Putin de, “Onların sivil toplum örgütleriyle ve devlet kurumlarıyla karşılıklı işbirliği artıyor, dinlerarası diyalog artıyor, hayırseverer ve aydınlatıcı eğitim girişimlerine büyük ilgi gösteriliyor. Çeşitli aşırıcıların İslam’ın değerlerini tahrif etme, düşmanlık ve hoşgörüsüzlük tohumlarını ekme girişimlerine kesin karşı gelen Müslüman toplumunun bu prensip tutumu da saygıdeğer.” dedi. Rusya Müslümanlarının etkin bir şekilde camiler inşa ettiğini, üniversiteler ve medreseler kurduğunu, İslami eğitim alanında reform niteliğinde çalışmalar yaptıklarına işaret eden Putin, “Rusya Müslümanları hac ibadetlerini de yapıyor. Bu tür verimli, çok boyutlu faaliyet tüm toplumun desteğini alıyor ve ülkemizde sivil barışın ve mutabakatın muhafaza edilmesine katkı sağlıyor. Siz Müslümanlara, yakınlarınıza sağlık ve huzur diliyorum!” temennisinde bulundu.

RAMAZAN’IN BİTTİĞİNE HEM SEVİNDİLER HEM ÜZÜLDÜLER
Ramazan Bayram namazı için camiye gelen Müslümanlar duygularını Cihan Haber Ajansı’na aktardı. Tacikistan'ın başkenti Duşanbe'den gelen ve Yarmuhammed Aliyev, Ramazan ayının Moskova'da çok güzel geçtiğini dile getirdi. Tüm dünya Müslümanların bayramını kutlayan Aliyev, “Allah yardımcımız olsun. Hayatta sağlık ve başarılar diliyorum! Namazdan sonra yakınlarıma ve dostlarıma uğrayacağım ve sofrada tekrar tüm dünya Müslümanlara hayır duada bulunacağım. Sabah camiye gelmeden memleketim Tacikistan’ı aradım ve ailemi anne-babamın bayramını kutladım. Akşama doğru tekrar arayacağım.” şeklinde konuştu. Bayram namazını eda etmek için Merkez Camii'ye büyük heyecanla geldiğini anlatan İldar Garayev de Ramazan aynın bitmesine hem üzüldüğünü hem sevindiğini belirtti. Garayev, “Ramazan ayı her bir Müslümanın oruç tutma vazifesidir. Asırlar once bize verilen bu vazifeyi yerine getirmeye çalışıyoruz. Bugün bayramda kendimi mutlu hissediyorum. Hem üzülüyorum hem de seviniyorum. Üzülüyorum, çünkü mübarek ay sona erdi. Seviniyorum, çünkü Allah karşısında orucum ibadetimizi, umarım, hakkıyla eda edebildi. Şükür sıcaklara rağmen tüm orucumu tutabildim. Tüm dünya Müslümanlarına buradan seslenerek savaşsız ve karşılıklı saygının duyulduğu bir ortam diliyorum” diye konuştu. Moskovalı Damir Mansurov ise Ramazan ayı boyunca tüm günahlardan uzak durmaya çalıştığını ve bunda başarlı olma sevincini yaşadığını belirtti. Mansurov, “Ramazan ayında orucumuzu tuttuk, peygamberimiz Hz. Muhammed’in gösterdiği gibi hayırsever faaliyetlerde bulunduk, Kuran-ı Kerim okuduk, camilere ibadete gittik. Namaz kılırken manevi açıdan temizlik hissettik, insan kalbinin temizliğini hissettik. En önemlisi de bu. Bayram namazı güzel oldu. Hava da güzel, gök yüzü açıldı Moskova’da, güneşi gördük. Tatar arkadaşımlarla sofra arkasında bayramı kutlayacağız, Tatar tatlılarıyla bayramın tadını çıkaracağız.” dedi.

Peygamber efendimiz bayramları nasıl geçirirdi?

Asr-ı Saadet'te bayram kutlamaları kadınların ve genç kızların da katıldıkları bayram namazı ile başlardı. Bakın Peygamberimiz bayramlar için neler dedi ve o günleri nasıl geçirirdi...

Peygamber Efendimiz (sas), "Arefe günü, kurban günü ve "teşrik" günleri biz Müslümanların bayramıdır. Bugünler, yeme içme günleridir" buyurur. Allah Resulü, bayram sabahı güzel elbiseler giyinip mescide giderdi. Bayram namazına kadınlar ve çocuklar da iştirak ederdi. Nebi (sas), bayramı sevinç günleri ilan etmişti. Toplum ve fert düzeyinde meşrû ölçüler çerçevesinde eğlenmenin bir ihtiyaç olduğuna inanan Hz. Peygamber (sas), Medine'ye hicret ettikten sonra Medinelilerin yılda iki bayram kutladıklarını görüp "Yüce Allah, size o iki bayram günlerine bedel olarak daha hayırlı iki bayram günleri ihsan buyurmuştur." (Ebu Davud, "Salât", 245; Nesâî, "İdeyn", 1) diye müjdelemiş, o günlerin Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı günleri olduğunu haber vermiştir. Müslümanlar, bugünlerde birbirlerini ziyaret eder, bayramlaşır, yer, içer ve meşrû bir şekilde eğlenerek günlerini neşe ile geçirmeye çalışırlar. Hz. Peygamber, bir başka hadisinde ise şöyle buyurmuştur: "Arefe günü, kurban günü ve "teşrik" günleri biz Müslümanların bayramıdır. Bugünler, yeme içme günleridir." (Ebû Dâvud, "Savm", 50; Tirmizî, "Savm", 59) Peygamberimiz, bayramları, Müslümanlar için yardımlaşma, dayanışma ve sevinç günleri ilan ederek, bugünlerde, insanların gülüp eğlenmelerine izin vermiştir. Hem dini hem de sosyal yönü olan bu bayramlar Müslümanların kaynaşmasına vesile olduğu gibi yoksulların ihtiyaçlarının giderilmesine de imkan sağlamaktadır. Hz. Peygamber, Müslümanların sevinç ve üzüntülerinin paylaşılmasını istemiş ve sadece bayramlarda değil, her zaman karşılıklı yardımlaşmayı emretmiştir. O'nun, konuyla ilgili emir ve tavsiyelerini hepimiz biliriz. Toplum dayanışmasını sağlamak üzere maddi durumu müsait olanların, Ramazan Bayramı'nda, her bir aile ferdi için fitre vermelerini; Kurban Bayramı'nda ise kurban kesilmesini emretmiştir. Ayrıca Kurban Bayramı'nda farz namazlardan sonra teşrik tekbirlerinin getirilmesi de O'nun sünnetlerindendir.

BAYRAMDAKİ TATLI GELENEĞİ NASIL BAŞLADI?

Asr-ı Saadet'te bayram kutlamaları musallâ (namazgâh) adı verilen geniş bir alanda kadınların ve genç kızların da katıldıkları bayram namazı ile başlardı. İlk defa bayram namazı musallâda hicretin ikinci yılında, Kurban Bayramı'nda Zilhicce ayının onuncu günü kılınmıştır. Peygamberimiz, bayram namazlarını, hava yağışlı değilse, Mescid'in biraz uzağında bulunan musallâda kıldırırdı. Kurbanını da burada keserdi. Bayram namazına gitmeden önce gusleder ve en güzel elbisesini giyerdi. Hz. Peygamber musallâya giderken ve evine dönerken farklı yollardan geçmeyi tercih ederdi. Ramazan Bayramı namazına çıkmadan önce birkaç tane hurma yerdi. Onun hurma yeme âdeti bir sünnet telakki edilmiş; bu anlayış, bayramlarda tatlı ikramı geleneğini doğurmuştur. Kurban Bayramı'nda ise hiçbir şey yemez, kesilen kurban etinden yerdi. Bayram namazı kılınan yere gelince önce iki rekat bayram namazı kıldırır, sonra da ayağa kalkıp cemaate dönerek hutbe okur, vaaz ve nasihatte bulunurdu. Daha sonra arka saflarda bulunan kadınların tarafına giderek onlara da öğüt verirdi.

DOSTLARINI EVLERİNDE ZİYARET EDERDİ

Peygamberimiz, her zaman arkadaşlarıyla görüştüğü gibi bayramlarda da onları evlerinde ziyarete gider, ikramlarını kabul ederdi. Kendisi de misafirlerine ikramda bulunurdu. O, Müslümanlar arasında dargınlığı hoş görmemiş ve "Bir Müslüman'ın diğer Müslüman'a üç günden fazla dargın durması helâl olmaz." (Buhârî, Edeb, 57) buyurmuştur. Allah Resûlü, hastaları ziyarete önem verir; bunun, Müslümanlar için bir vazife olduğunu bildirirdi.

Zaman

Sağlık Bakanlığı'ndan bayram uyarısı

Sağlık Bakanlığı, Ramazan bayramı için bazı beslenme önerilerinde bulundu.

Bakanlığın açıklamasına göre bir ay boyunca oruç tutan kişilerin beslenme düzeninde değişiklikler oluşuyor. Bayramda normal yeme düzenine geçildiğinde sorun yaşanmaması için bazı noktalara dikkat edilmesi gerekiyor.
Oruç tutan kişiler bayramda psikolojik olarak daha fazla yeme eğilimine giriyor. Bayram sonrası aşırı yemeğe bağlı hazımsızlık ve mide problemleri yaşanabiliyor. Ayrıca tatlı tüketiminin artması sebebiyle sindirim sisteminde ve diğer organlarda çeşitli rahatsızlıklar oluşabiliyor. Bu sebeple bayram ziyaretlerinde sunulan ikramlara dikkat edilmesi gerekiyor.

Bakanlığın, bayram ve sonrasına ilişkin beslenme önerileri ise şöyle:

-Besinler en az 3 ana ve 2 ara öğünde yeterli miktarlarda alınmalı.
-Süt, yoğurt, et, tavuk, yumurta, peynir, kuru baklagiller, sebze, meyve, ekmek, bulgur, makarna, pirinç gibi besinler her öğünde yeterli miktarlarda tüketilmeli.
-Hafif bir kahvaltı ile güne başlanmalı ve gün boyu öğün atlanmamalı.
-Besinler iyi çiğnenmeli, yavaş yavaş, azar azar ve sık yenilmeli.
-Ramazan Bayramı boyunca tatlı gıdaların tüketimine dikkat edilmeli, çevrenin ısrarcı tutumlarından ve aşırı yeme eğiliminden mümkün olduğunca uzak kalınmalı. Hamurlu, şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar tercih edilmeli.
-Bayram süresince ve bayramdan sonra da sıvı alımı arttırılmalı, günde yaklaşık 1.5-2 litre su içilmeli. Sıvı tüketimini artırmak amacıyla öğünlere ayran, komposto gibi sıvı gıdalar eklenmeli.
-Şeker, kalp ve yüksek tansiyon hastaları ile kronik hastalar, sürdürdükleri diyete bayram süresince de özen göstermeli. 0-12 yaş grubu bebek ve çocukların, gereksiz kalori kaynağı şeker ve şekerli besinlerden uzak tutulmalı, bu tür besinlerin tüketiminden sonra diş temizliğine özen gösterilmeli.
-Özellikle yaşlılar ve tansiyon hastaları gün boyu kahve ve çay tüketimlerine dikkat etmeli, günde 2 fincandan fazla kahve tüketmekten kaçınmalı, içtikleri çay ya da kahvenin koyu olmamasına dikkat etmeli.
-Ramazan boyunca önerilen sahur yemekleri Ramazan sonrası gece yemek seklinde sürdürülmemeli, gece öğününde besin tüketilmek isteniyorsa meyve, yoğurt gibi besinler tercih edilmeli. -Şeker ve şekerli ürünleri satın alırken Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'ndan izinli olmasına, son kullanma tarihi geçmemiş ve ambalajı bozulmamış olmasına dikkat edilmeli.

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Ramazan Bayramınız Kutlu Olsun!


İtalyan müzisyen İstanbul'da itikâfta

Ramazan'ın son 10 gününde itikafa girmek için Aziz Mahmud Hüdayi Camii'ne gelen Abdülkerim Ghe, 'Aslında birçok yer düşünüyordum; Suriye, Tunus, Bosna... Bir arkadaşımın yardımıyla burayı seçtim.' diyor.

Ramazan'ın son 10 gününde itikafa girmek için Aziz Mahmud Hüdayi Camii'ne gelen Abdülkerim Ghe, "Aslında birçok yer düşünüyordum; Suriye, Tunus, Bosna... Bir arkadaşımın yardımıyla burayı seçtim." diyor. 3 Eylül'de İstanbul'dan ayrılacak olan Ghe, bayram sabahı camide tanıştığı öğrenci Serhat Yılmaz'ın evine konuk olacak.

Geçen hafta başında Üsküdar'daki Kaknüs Yayınları'nda İngiliz yazar Fatıma Martin'in ile tanışmış, Müslüman olduktan sonra esrardan nasıl kurtulduğunu anlattığı hikayesine tanık olmuştuk. Yanından ayrıldığımızda ise 'Acaba dünyanın diğer ülkelerinde onun gibi ne Müslümanlar vardır' diye aklımızdan geçmişti. Nereden bilelim birkaç gün sonra İtalyan Abdülkerim Ghe ile karşılaşacağımızı. Hem de yine Üsküdar'da, kitabevinin biraz yukarısındaki Aziz Mahmud Hüdai Camii'nin içinde. Kısmet işte. Kalbinizden ne geçiyorsa Allah da sizi öyle şeylerle karşılaştırıyor.

Abdülkerim Ghe, Müslüman olmadan önceki adıyla Alessaudro Ghe, İtalya'daki Cenova Konservatuarı'nın keman bölümü başkanı. Cenova Operası'nın ve İsviçre Radyosu'nun da baş viyolası. Ülkesinde tanınan ünlü bir entelektüel, işinin ehli bir sanatçı. Ünlü tenor Pavarotti ile pek çok kez turneye çıkmış. Aryalarına viyolasıyla eşlik etmiş. 1984 yılında Müslüman olan ve o günden bugüne elinden enstrümanını elinden düşürmeyen Ghe, geçen hafta İstanbul'a geldi ve Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri Camii'nde itikafa girdi. 9 gündür camide yaşıyor. Üst kattaki kadınlar kısmında küçük bir oda ayırmışlar ona. Yastığı, battaniyesi, bir de köşede valizi var. Döşek filan yok tabii. Uykusu gelince kenara kıvrılıveriyor. Biraz dinlendikten sonra tekrar ibadetlerine ve Kur'an-ı Kerim okumaya devam ediyor. Sadece zaruri ihtiyaçları için dışarı çıkıyor. Yarın son günü. İkindi vaktinden sonra camiden ayrılacak.

Abdülkerim Ghe'nin yanına gittiğimizde henüz itikafın 6. günündeydi. Sonradan Müslüman olan ya da gerçek anlamıyla İslam'ı sonradan tanıyan insanların dinimizi algılama ve sahiplenme biçimi farklı oluyor. Sanki kaybettiği en değerli şeyi yıllar sonra bulmanın sevinciyle, kocaman bir kucaklaşma haline bürünüyor insan. 67 yaşındaki Abdülkerim Ghe de öyle. Hıristiyan bir ailede büyüyen sanatçı, 30'lu yaşlarındayken dinleri araştırmaya yapmaya başlıyor. Aslında erken yaşlarından itibaren Hırıstiyanlık dışındaki ibadet şekilleri ilgisi çekmiş: "İslam'a karşı ilgi uyandıran içimdeki gerçek duygu şu idi: İslam, bütün halklara ve Peygamberlere gönderilen dinleri tanıyor. Hz. Meryem ve Hz. İsa'dan Kur'an-ı Kerim'de bahsediliyor. Bunlar düşündüren ve etkileyici şeylerdi." diyor.
Ayrıca Avrupa'da tam tersi bir şekilde algılansa da İslam ona göre diğer dinlere ve onlara inananlara en saygılı din: "Şöyle örnek verebilirim. Mesela Müslümanlar Yakup peygamberden bahsederken Yakup aleyhisselam ya da Davud aleyhisselam der. Hz. İsa ya da İsa peygamber diye bahsedilir. Ama bir Yahudi ya da Hıristiyan asla Muhammed aleyhisselam demez. Biz onlara saygı duyuyoruz, onlar bize saygı filan duymuyor. Bazı şeyler hep lafta."

Müslüman olduğu ilk yıllarda çok sıkıntı çekmiş Abdülkerim Ghe. Kelime-i şahadet getirirken yanında bulunan bir imam, "Artık kendine başka bir meslek bul. İslam'da müzik hoş karşılanmaz." deyince çok üzülmüş. Bu yaklaşımın kalbinde iç savaşlara neden olduğunu anlatıyor. Ama vazgeçmiyor. Bir değil, birçok İslam alimine konuyu danıştıktan sonra müziğe devam ediyor. Bir yandan orkestrada çalıp diğer yandan namaz için provalara ara vermek çoğu zaman onu zor durumda bırakmış. Temizlik malzemelerinin yer aldığı küçük odalarda vakit namazlarını kılmış. "Ama daha sonra herkes bu duruma alıştı. Hatta İslam'a ısınan insanlar oldu etrafımda." diyor. Pavarotti ile ilk tanışmalarını ise şöyle anlatıyor: "Pavarotti iile lk kez 1986 yılında tanıştım. Birlikte Pekin'e turneye gittik. Henüz yeni Müslüman'dım."

1984'te Müslüman olan Abdülkadir Ghe, Cenova Operası'nın ve İsviçre radyosunun da baş viyolası. Pavarotti ile birçok kez turneye çıkmış. Ülkesinde tanınan bir entelektüel, işinin ehli bir müzisyen.

En büyük imtihanı eşi ve oğlu
Abdülkerim Ghe, 30 küsur yıldır evli ve bu evliliğinden 36 yaşında bir de oğlu var. Ancak eşi dindar bir Hıristiyan. Birbirlerini severek, büyük bir aşkla dünyaevine adım atmışlar. Hâlâ bu sevgileri devam ediyor. Dışarıdan bakınca onları anlamamız ne kadar zor, hatta tuhaf ve şaşırtıcı görünüyor değil mi? Aynı dine mensup iki insan bile birbiriyle didişip dururken onların yıllardır bir arada olması nasıl bir anlayışın sonucu diye merak ediyor insan.
Uzlaşmaları kolay olmamış elbette. Abdülkerim bey, ilk yıllarda zorlandıklarını anlatıyor. Boşanma noktasına gelmişler. Ama sonra oturup konuşmuşlar, "Aramızda artık anlayış ve kabul var. Bazı şeylerin çizgilerini koyduktan sonra sıkıntı olmuyor. Mesela evimize domuz eti girmez, ama eşim yemek istiyorsa benim olmadığım zamanları tercih ediyor. Birbirimizi seviyoruz." diyor. Oğlu ise ne Müslüman ne Hıristiyan... Belki de bu evlilikte en çok o zorlanıyor...

İtikaf nedir, nasıl yapılır?
İslam'da ibadet niyetiyle inzivaya çekilmeye itikaf adı veriliyor. Erkekler camide, kadınlar evlerinde itikafa girebiliyor. İtikâfa giren kimse, camide yer, içer, uyur. Bunlar için camiden dışarı çıkamaz. Sadece zaruri ihtiyaçları için dışarı çıkabilir. Camide ibadetle meşgul olur, tefekkür eder, zikir yapar. Özellikle Ramazan ayında itikafa girmek sünnettir. Hz. Peygamber, Medine'ye hicret ettikten sonra her yıl Ramazan ayının son on gününde itikafa girmiştir. Zaman

Emine Şenlikoğlu iki yeni romanla geliyor!

Bir süredir medyadan uzak durmayı seçen yazar Emine Şenlikoğlu, yazı masasının başında iki yeni roman üzerinde çalışıyor...

Emine Şenlikoğlu özellikle 1990’lı yıllarda yazdığı romanlar ve yayınladığı Mektup dergisiyle çokça gündemimizde olan isimlerden biriydi.

Bize Nasıl Kıydınız? isimli romanı yönetmen Metin Çamurcu tarafından 1994 yılında sinemaya uyarlanmış, Minyeli Abdullah ve Yalnız Değilsiniz kadar olmasa da hatırı sayılır bir seyirci kitlesine ulaşmıştı. İmamın Manken Kızı, Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar, Biz Bu Vatanın Nesi Oluyoruz?, Maria gibi roman ve kitaplarıyla milyonların okuduğu bir yazar haline gelen Şenlikoğlu, televizyonlarda katıldığı tartışma programlarında söyledikleri ile de basının ilgi odağı oldu.

Son zamanlarda çok fazla ekrana çıkmayan, yaşadığı kırgınlıklardan dolayı röportaj vermek istemeyen Şenlikoğlu’nun nerede olduğunu, ne yaptığını herkes merak ediyordu. Avrupa’da yaşadığını söyleyen de vardı, sağlık sorunları olduğunu anlatan da.

Oysa Emine Şenlikoğlu hiçbir yere gitmemişti. Kendisine telefonla ulaştığımızda geçici bir süre için şehir dışında olduğunu ancak İstanbul’da ikamet etmeyi sürdürdüğünü söyledi. Sessizliğinin sebebi ise bir süredir yayınına ara verdiği Mektup dergisini yeniden okurla buluşturmak için devam eden hummalı çalışmaları.

Yeni roman gün sayıyor
İlk dönemlerinde aylık olarak yayınlanan Mektup dergisi artık farklı bir formatta hazırlanıyor. Kitap-dergi şeklinde düşünülen yeni konseptin beş sayısı çıkmış bile. Yeniden yayına başlayan Mektup dergisinde daha kapsamlı araştırma ve yazılara yer verdiğini söyleyen Şenlikoğlu, “Neler yazıyorsunuz dergide?” diye sorduğumuzda, “Çok önemli konular var kafa karıştıran. Ama herkes farklı farklı cevaplar veriyor. Gençler bunlarla çok fazla ilgileniyor ve beyinsel bir fırtına yaşıyorlar. Onun için ağırlık verdim o tür konulara. Mesela insan, insan yaratabilecek mi? Bunun cevabını benim okuyucumun bilmesi lazım. Yazmak istediklerimi derin bir araştırma ile çıkarmaya çalışıyorum. Daha sonraki yıllarda da okunabilecek şekilde yaptım çalışmalarımı.” diye cevap veriyor.

Emine Şenlik-oğlu’nun yoğunluğunun tek sebebi Mektup dergisi değil. İki yeni roman üzerine çalışıyor Şenlikoğlu. Bugünlerde tashihleri ile uğraştığı Müslüman Kadın Avrupa’da adlı romanının bir aya kadar çıkacağını müjdeliyor. Diğeri ise insanın iç yolculuğu ile alakalı bir roman. Her iki kitabının da kendisini çok uğraştırdığını anlatan Şenlikoğlu, “Çok kolay roman yazarım ama bu ikisinde çok fazla takıldım. İki senedir üzerinde çalıştığım halde bitiremedim.” şeklinde konuşuyor.

Yazmaktan çok okumaya vakit ayırdığını söyleyen Şenlikoğlu’nun okuma listesinde yakın tarih kitapları ve romanının alt yapısını oluşturacak eserler var. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında çıkan kitapları da okumayı ihmal etmemiş Şenlikoğlu. Sosyal medyayla birebir ilgilenmese de gençlerin kendi adına Facebook’ta açtığı sayfalardan memnuniyetle bahsediyor ve gençlere teşekkür ediyor. Mektup dergisinin yeni sayılarına ulaşmak isteyenler eminesenlikoglu.org adresinden dergiye abone olabilecekler. Ayrıntılı bilgi için tel: 0212 5218310

HİDAYET ROMANI diye bir şey yok

Bir dönem son derece popüler olan ‘Hidayet’ romanları arasında Huzur Sokağı en çok okunanların başında geliyordu. Şule Yüksel Şenler’in yanı sıra Hekimoğlu İsmail, Raif Cilasun, Ahmet Günbay Yıldız, Sevim Asımgil gibi isimler de ‘tebliğ’ temalı romanlar yazdılar.

1980’ler ve 90’lar gençliği hayatı biraz da bu romanlardan öğrendi. Bu türün içinde sayılan isimlerden Emine Şenlikoğlu yazdıklarının ‘Hidayet romanı’ olarak adlandırılmasına çok da sıcak bakmıyor. Şenlikoğlu, bu tanımlamaya ilişkin düşüncelerini şöyle özetliyor:

“Hidayet romanları benim çok hoşuma gitmeyen bir isim. Öyle bir şey yok. Her müslüman dinini çağrıştıran şeyler yazmak zorunda. O zaman okuyalım Batı klasiklerini, ondan daha mı güzel yazacağız? Ben dinimden yazamayacaksam yazmamın bir anlamı yok zaten.

O yüzden hidayet romanları diye bir tür kabul etmiyorum. Benim o anlamda iki romanım vardır. Benim romanlarım daha çok fikir romanları olduğu için o kategoriye gireceğini sanmıyorum. Toplumsal olaylar üzerinde duruyordum. Yine aynı konular üzerinde durmaya devam ediyorum.”

Kaynak: Star Gazetesi

28 Ağustos 2011 Pazar

Çocuklarınızı sanal dünyada nasıl koruyabilirsiniz?


Günümüzde internetin birçok faydası bulunmasının yanında özellikle interneti tam olarak tanımayan çocuklar için ise zararları var.

Özellikle sosyal paylaşım sitelerinde çocukların sayfalarına yazdıkları notlardan dolayı birçok sapkın kişilik bu çocuklara internet ortamında yaklaşabiliyor.

Reader's Digest dergisinde yer alan habere göre, internet delikanlılığı (internet, cep telefonu gibi iletişim araçlarını kullanarak, yazılı mesaj ya da resim paylaşmak yolu ile diğer insanları aşağılamak. 13-19 yaş grubu gençler içinde bu tur şeylere oldukça sık rastlanıyor) bugünün gençleri arasında büyüyen bir problem olurken, anne-baba olarak çocuklarınızı internetteki zararlı şeylerden korumak için yapabileceğiniz bazı şeyler var.

Çocuğunuzun hangi sosyal paylaşım sitelerini kullandığını öğrenin. Çocuğunuz Facebook, Twitter ve diğer hizmetlere aşina değilse, nasıl kullanacağını öğretin. Eğer çocuğunuzun başka profil sayfası varsa öğrenin.
Çocuğunuzla konuşun. İnternette neler yaptığını ve niçin yaptığını tartışın. Kurallar belirleyin ve bunlar hakkında konuşun.

Ekran karşısında geçirdiği zamanı sınırlandırın. Örneğin, okuldan sonra yarım saat internette dolaşmasına izin verin. Daha sonra bilgisayarı ödevleri yapması için kullandırın.

Kendi ev ödevlerinizi yapın: Çocuğunuzun hangi sitelere düzenli olarak ziyaret ettiğini dolaştığınızı tespit edin. Ekstra koruma için bilgisayarınızda güvenlik çözümleri kullanabilirsiniz.

Çocuğunuzun kimlerle online olarak kimlerle konuştuğunu öğrenin. Listesindeki isimlerin hepsini tanıyıp tanımadığını sorun.

Telefon numarası, adres gibi kişisel bilgileri asla paylaşmamasını öğretin.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

20 bin kişilik askeri lojmanda cami yok!

RotaHaber.com yazarı Tevfik Diker, 20 bin kişinin yaşadığı Milli Savunma Bakanlığı lojmanlarında cami veya mescidin olmadığını, olmasını isteyenlerin de uyarıldığını söyledi.

Ramazan ayı boyunca Cuma ve Teravih namazlarında bazı subay, astsubay, sivil memur ve emekli general, subay, astsubaylar ile camide karşılaştığını, 1986 yılında hizmete giren MSB lojmanlarında cami ve mescit olmadığını belirten Diker, "Ülkemizde 100 haneli bir köyde bile en az iki cami var ama 20.000 kişinin yaşadığı MSB askeri lojmanında cami yok!..." dedi.

Emekli albayın cami planı için gerekli müsaadeyi istediğini ancak "başın ağrır, sıkıntı yaşarsın işine bak" diye uyarıldığını hatırlatan Diker, halen görevde olan bir albayın ise, “Lojmanlarda cami veya mescit olsa fişlenmemiz çok kolay olur” diye serzenişte bulunduğunu söyledi.

Lojmanlarda 20 bin insanın yaşadığına dikkat çeken Diker, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay başkanına şöyle seslendi:

"Buraya il veya ilçe demek de mümkün çünkü Anadolu’da nüfusu 20.000 olan il ve ilçe merkezleri var. Bu lojmanlarda Genelkurmay Özel Kuvvetler, Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetlerine mensup subay, astsubay ve sivil memurlar ikamet ediyormuş. Zaman, zaman Ankara Garnizonundaki diğer general ve amiral lojmanlarında yer kalmazsa general ve amirallere de tahsis edildiği oluyormuş. Lojman sakinlerinin anne, baba veya diğer akrabalarının da lojmanda kaldığını düşünürsek nüfusun 20.000‘i aştığını söylemek yanlış olmaz.
"Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel ve MSB İsmet Yılmaz, inşallah bu duruma müdahale ederler de MSB Lojmanlarında yaşayan 20.000 insanın cami ve mescit ihtiyacı giderilir."

Arap Baharı kitaplaştı


Gazeteci-Yazar Turan Kışlakçı Tunus, Mısır, Libya, Yemen, Ürdün, Fas, Cezayir, Bahreyn ve Suriye’de yaşanan halk ayaklanmalarını Arap Baharı ismiyle kitaplaştırdı.

Mana yayınlarından çıkan kitapta son bir yüzyılda Arap dünyasında yaşanan gelişmeler ayrıntılarıyla anlatılıyor. Okuru önce yüzyılın başına götüren Kışlakçı, Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra Batılıların Ortadoğu’yu ve Afrika’yı nasıl şekillendirdiğini anlatıyor.


Kışlakçı 226 sayfadan oluşan kitapta halk ayaklanmalarının nedenlerini başlıklar halinde aktarıyor.


Tunus’ta Zeynel Bin Abidin, Mısır’da Hüsnü Mübarek, Libya’da devrilen Muammer Kaddafi’nin hatalarını teker teker sayıyor.


Kışlakçı’ya göre Suriye başta olmak üzere diğer Arap ülkelerinde de er ya da geç devrimler yaşanacak. Kışlakçı, Türkiye’de son 10 yılda yaşanan sessiz devrimin ve Başbakan Tayip Erdoğan’ın Davos çıkışının da Arap halklarını harekete geçirmede etkili olduğunu kaydediyor.


Arap diktatörleri zenginlik ve ihtişam içinde yaşarken halkların sefalet içinde yaşadığını vurgulayan Turan Kışlakçı, kitabında konuyla ilgili şunları anlatıyor:


“Arap liderlerinin çocukları ve aileleri hafta sonlarını Paris, Londra, Washington, Madrid ve Roma’da geçirirlerdi. Avrupa başkentlerindeki alış veriş merkezleri ve 5 yıldızlı lüks oteller sırf onlara hizmet ederdi.


Hatta Tunus devrik lideri Zeynelabidin bin Ali’nin eşi Leyla et-Trablusi özel günleri için pastalarını dahi Paris’teki lüks pastanelerden getirtirdi. Kaddafi’nin oğulları 5 yıldızlı otel odalarına meşhur kadın sanatçıları getirtiyor ve onlara milyon dolarlar dağıtıyorlardı.


Arap liderlerinin bir çoğunun Batı bankalarında milyon dolarları olduğu gibi konforlu evleri de bulunuyordu.”

26 Ağustos 2011 Cuma

Kur'an okumayı iki günde öğreten sistem

Selçuk Hatun Camii imamı İbrahim Tunç, Kur'an-ı Kerim'i öğrenmenin önündeki en büyük engelin sürenin uzaması olduğunu söyledi. 2 günlük yoğunlaştırılmış bir program geliştirdiklerini ifade eden Tunç, bu hafta sonu da böyle bir kurs hazırlığında. İmam Tunç, katılanların yüzde 85'inin Kur'an'a geçtiğini ifade etti.

İstanbul Bahçelievler'de bulunan Yenibosna Selçuk Hatun Camii'nde bu sıralar hummalı bir çalışma var. Zira Kadir Gecesi'ni hafta sonuna bağlayan cumartesi ve pazar günleri, hızlandırılmış programla Kur'an-ı Kerim öğretilecek. İlki geçtiğimiz şubat tatilinde uygulanan 'Hafta sonu öğren, ömür boyu oku' programının devamı niteliğinde olan kursa ilgi son derece yoğun.

Yenibosna Selçuk Hatun Camii İmamı İbrahim Tunç, bugüne kadar yüzlerce kişinin bu yöntemle Kur'an okumayı öğrendiğini söylüyor. Programa her statüden kişinin katıldığını belirten Tunç, katılanların yüzde 85 oranında Kur'an'a geçtiğine dikkat çekiyor. İnsanların neden Kur'an öğrenemediği üzerine araştırma yaptıklarını aktaran Tunç, "Sonuç olarak insanların sürenin uzun olmasından yakındıklarını öğrendik. Biz de iki günlük bir sistem geliştirdik. 5'er saatte Kur'an-ı Kerim öğretmeyi amaçladık." diye konuşuyor.

Kursa farklı illerden de talepler olduğunu belirten İbrahim Hoca, sistemi diğer camilerdeki imamlarla da paylaştıkları bilgisini veriyor. Tunç, ayrıca Kadir Gecesi'nde teravih namazı öncesi her cemaate Kur'an sayfaları dağıtılarak 5 dakika Kur'an okuma seferberliği başlatacaklarını ifade ediyor. Hızlandırılmış Kur'an kursuna katılmak isteyenler ayrıca www.selcukhatuncami.com adresine girerek ayrıntılı bilgi edinebiliyor.

Hem hızlı hem de pratik
Nurullah Uçar (38-Gümrük müşaviri): Küçük yaşlarda Kur'an kurslarına gittim, fakat imamların farklı uygulamalarından ötürü Kur'an'ı öğrenemedim. İki günlük uygulama hem hızlı hem de pratik. Bu tip girişimler sayesinde cami asıl çehresine kavuştu, akademi gibi çalışıyor.

Mustafa Yılmaz (37-Otomotiv ustası): Çocukken Kur'an kursuna gittim; ama okumayı öğrenemedim. Belli yaşlardaki insanlar utandığından Kur'an öğrenemiyor. Hızlandırılmış kurs ile bu psikolojinin de aşılacağına inanıyorum.

Fatih Karakaş (34-Trafik müşaviri): 5 sene Kur'an kursuna gittim; ama bir türlü istenilen seviyede öğrenemedim. 'Hafta sonu öğren, ömür boyu oku' programı çok elzem. Kur'an okuyamamak benim için hep eksiklikti. Şimdi bu programı fırsat bilerek İkitelli'den gelip öğreneceğim.

Zaman

Eşref Ziya'dan 5 yıl sonra yeni albüm!

Sanatçı Eşref Ziya Terzi yıllar sonra farklı tarzdaki albümüyle ortaya çıktı. Terzi, Muhsin Yazıcıoğlu'nun duygu yüklü şirini de ezgileştirdi.

Geçtiğimiz ıl 20. Sanat yılını kutlayan Eşref Ziya Terzi, 5 yıl sonra albüm yaparak hayranlarını sevindirdi. İmam hatip camiasının sembol isimlerinden olan ve 28 Şubat sürecinde ezgileri dillerden dile dolaşan Eşref Ziya Terzi, "Kan Gibi" adını verdiği albümünde kendisine özgü tarzının dışında müziklere de imza atmış. Eşref Ziya Terzi'nin iki yıldır üzerinde çalıştığı albümde 8 eseri var. Albüme adını veren "Kan Gibi" isimli parçayı hem klasik hem de Rock tarzında olmak üzere iki farklı şekilde okuyan Terzi, helikopter kazasında hayatını kaybeden Muhsin Yazıcıoğlu'nun şiirini de ezgi olarak seslendirmiş. Yazıcıoğlu'nun 12 Eylül darbesinden sonra tutuklu kaldığı Mamak cezaevinde kaleme aldığı ve vafatından sonra çok bilinen bir şiir olan 'Üşüyorum'u kendi has tarzıyla albümünde okumuş. Terzi, albümünde ayrıca 21 yaşındaki oğlu Burak Terzi'nin sözlerini yazdığı "Üzülme Sen" adlı bir parçaya da yer vermiş.

İnsanı cehenneme sürükleyen şey, dilidir

Gerçek bir Müslüman, yalanın her türlüsünden uzak durmalıdır. Peygamber Efendimiz (SAV), yalan söylemeyi zina ve hırsızlık kadar ağır bir günah olarak görmüştür

Hz. Ebubekir (ra) bir gün dilini tutar ve şöyle der: "Benim bütün çektiklerim senin yüzündendir."
Gerçekten de insanı musibete uğratan, belalara hedef yapan dilin boş bulunmasıdır. Onun içindir ki, "Diline sahip olana cenneti garanti ederim" diyor, Hz. Peygamber, yine o ufuk insan, şöyle buyurdu; "Allahım! Dilimin şerrinden sana sığınırım."

Bir Peygamber dili şer üretmez. Şer konuşmaz. Şerre geçit vermez. Bütün bunlarla beraber Hz. Peygamber'in " dilimin şerri" sözü ciddi bir uyarı niteliği taşır.

'DOĞRULUKTAN AYRILMAYIN'
En azından bizim gibi dili her şeye müsait olanlar için. Hz Peygamber (sav) bir seferinde şöyle buyurur:
" Evet, insanı yüz üstü cehenneme sürükleyen şey, dilinin ürettiği kötü sözlerdir." (Tirmizi, İman 8, İbn Mace Fiten 12) "İnsan ya doğru ve güzel söz söylemeli veya sükut etmeli, susmalıdır." (Tirmizi, Zühd 60) Dilin bela ve afetlerinden korunmak için şu hususlara dikkat etmek gerekiyor:
Söylenen söz doğru olmalı: Hz. Peygamber çocuğuna seslenen bir kadını duyar. Kadın çocuğuna şöyle diyordu; "Buraya gel, sana bir şey vereceğim". Hz Peygamber (sav) "Ne vereceksin" diye sorar.
Kadın "hurma" cevabını verir.

Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle cevap verir; "Eğer çocuğu çağırıp da kandırsaydın, bir şey vereceğim deyip de vermeseydin bu söz senin amel defterine yalan olarak yazılacaktı" (Ebu Davud Edep 79)
Anne ile çocuk arasındaki diyaloglarda bile doğruluktan ayrılmamayı emrettiğine göre, Hz. Peygamber (sav) "Şakadan da olsa her yalan söz aleyhte yazılan bir günahtır" buyurmuşlardır. Hâlbuki bizim günaha karşı iştahlı olmamamız gerekir.

'MÜSLÜMAN YALAN SÖYLEMEZ'
Yalanın her türlüsünden kaçınılmalı: Hz. Peygamberin yanına biri gelir ve şöyle sorar: "Ey Allahın Resulü! Müslüman içki içebilir mi?
Hz Peygamber (sav) "İçebilir. Yanılabilir, günaha girmiş olabilir" der.
"Müslüman hırsızlık yapabilir mi" diye sorar.
Peygamberimiz (sav); "Yapabilir" der.
"Müslüman zina yapabilir mi" diye sorar. Efendimiz "Evet yapabilir" buyurur.
Bunun üzerine adam sorar "Peki, yalan söyler mi" der.
İşte o anda sırtını dayamış olan Hz. Peygamber doğrulur ve hiddetle şu cevabı verir: "Hayır! Müslüman yalan söylemez" buyurur.
Yalan söylemeyi zina kadar, içki kadar, hırsızlık kadar ağır sayıyor peygamberimiz. Zira yalan, temel disiplini doğruluk üzerine kurulan Peygamberlik müessesesinin bütün ilkeleriyle çatışır.

Ticaretimizde, ikili ilişkilerimizde, ortaklıklarımızda, alışverişimizde, doğruluk ilkesine riayet ettiğimiz çok söylenemez. Menfaatimizi doğruluğun önüne koyuyoruz. Kendimizce çoğu kez yalan söylemeyi meşru görüyoruz. Namazla, hacla, imamla, camiyle, Kur'an' la, yalanın bir yerde olamayacağını düşünemiyoruz.

Doğruluk mutlaka kazandırır. Görüntüde kaybettirse de neticede kazandırır. Çünkü doğrunun sahibi ve ortağı Allah'tır. Allah için yola çıkan iki ortağın üçüncüsü ise Allah'tır. Yalan ve sahtekârlık üzerine dünya kuranların ikbali olamaz.

Bazen kazanıyor görünseler de, neticede mutlaka hüsrana uğrarlar. Etrafınıza bakınız. Emek hırsızlığı yapanların, başkalarının alın terini sömürenlerin nasıl yıkıldıklarını ve yıkılacaklarını görürsünüz.

Nihat Hatipoğlu / Sabah

Tarık Tufan Malcolm X'i anlattı

Şehit Malcolm X, Başakşehir Belediyesi'nce düzenlenen programda anıldı. Programda yazar Tarık Tufan, Malcolm X'i anlattı.

Başakşehir Belediyesi’nin düzenlediği Ramazan Etkinlikleri –Ramazan festivali değil- “İz Bırakanlar” programı önce Abdurrahman Dilipak’ınÖmer Muhtar söyleşisiyle başlamıştı. O söyleşiden hatırda kalanlardan biri, çocuklarımızın odalarının duvarlarında Amerikan şarkıcıların değil rol model büyüklerin posterlerinin olması temennisiydi. Her söyleşi sonu bilip tanımaya sebep kılsın diye dağıtılan posterlere dün bir yenisi eklendi.

Müslümanın ye’se düştüğünde, dünyaya değil kendine sözü kalmadığında yahut temsil kabiliyeti tükendiğinde hatırlaması lazım gelen isimlerden: Malcolm X, nam-ı diğer Mâlik El Şahbâz. Öyle bir temsil ki değil Amerika’da tüm müslüman coğrafyada adını yaşatacak bir inanç timsali, itilmiş halkının ötelenip kısılmış sesinin yankısı, gözü “kukla”da değil “kuklacı”da bir nişancı…

Siyaha biçilmiş rolü oynadı hapse düşünceye kadar: Öfke, suç, isyan… Bu bir oyundu ve birçoğunun olduğu gibi onun da gerçeğe adanmış özgürlüğü parmaklıklar ardında başladı. Yıllarca Amerika’da ırkçılıktan uzak hakiki İslâm’ı savundu. Şehadetini kırk yaşında yine vazifesini ifâ etmek üzereyken verdi.
Tanımak, sevmek ve benzemek niyetiyle dinledik. Velhasıl kelam onu sözün ehline Tarık Tufan’a bırakalım:

Yaşayışı söylediklerinin kefili
Ahlâkı, insanlığı, adanmayı, fedakârlığı öğreten önden gidenlerin isimlerini anmazsak hayatımızda bir şeyler eksik kalacak. Ölümünden kırk altı yıl geçmiş sadece kırk yıl yaşayıp gitmiş Amerikalı bir siyahı konuşma sebebimiz onun vicdan taşımasıydı. Varoluş amacına göre fedakârlıklar sergileyip hayatı söylediklerine kefil bir adam olmasıydı. Malcolm Xkonuştuğu gibi yaşayan bir insandı. Sadece köle olarak çalıştırılmak için topraklarından koparılan atalarının bilinmezliğine işaret etmek için X soyadını aldı.

Çok küçük yaşlarda dönemin ırkçıları tarafından sadece derilerinin rengi yüzünden yakılmış evinin ateşini çok yıllar sonra dahi hissedebilen, hayatı sokaklarda ve cezaevinde öğrenen bir suçlu; beyazlara tepki olarak gelişen siyah bir Müslümanlık algısı.

Ve Hac…
O ana kadar “beyazla siyahı yalnızca kahvemde bir araya getiririm” diyen adam, beyaz kardeşiyle ilk defa aynı safta namaza durur. Hayatı boyunca siyahla özdeş tuttuğu Müslümanlık hacca gittiği ilk anda bambaşka bir şeye dönüşür. Artık siyah Müslümanlığı savunan bir adam değil; ümmeti, ümmetin birliğini savunan, yeryüzünün kurgulanmış en faşist devletinde yapılan insan hakları ihlallerine karşı savaşan, her türlü haksızlıklara karşı cümleler kuran cesur bir adam olmuştur.

Bize düşen
Biz bugün bu vicdana sahip olacaksak hiçbir önyargı, hiçbir aidiyet, tarafgirlik duygusuna kapılmadan sadece insan oluşumuzun bir vebali olarak yaşadığımız dünyada zalim ve adaletsiz gördüğümüz her şeye karşı durmamız gerekir. Müsebbiplerinin bize benzemesine, güçlü olmasına aldırmadan haksızsa haksız dememiz; haksızlığı elimizle, dilimizle, kalbimizle düzeltmemiz lazım. Malcolm X gibi güzel adamları anıyorsak üzerimize düşen budur. Biraz daha vicdan sahibi olarak kalkabilmektir.

Ceylan Ergin / Dünya Bizim